"*
Bugün günlerden yaşayan ölüler günü... Haydaaa.... Olmuyor, olmuyor, olmuyor. Hayır bunun sizinle bir alakası yok canımın içi, yazamıyorum! Kitap yazacağım, ama giriş cümlemi sökeyim müsaadenizle... Kimse de demiyor ki aga bu nedir?! Halbuki bu tarz durumlarda ortaya atılıp, ota çöpe ahkam kesen biri olarak (bu işi kendi kendime de yapamayacağıma göre) benim de arada bir bu tarz şeylerde "Bugün günlerden yaşayan ölüler günü ne lan, ağzını kırdığım!" diyecek insanlara ihtiyacım var. Yalnız bakıyorum da canımın içi lafını duyunca hemen de cıvıttınız. Ne o öyle mıc mıc, bık bık ötmeler. Hem sen kimin ağzını kırıyorsun ulan! Pardon, bazen böyle atar yapmak hoşuma gidiyor. Çünkü burada atarları bir tek ben yapabilirim, çünkü siz bana sürekli nefret ettiğim şu eti burulasıca "çünkü" lafını kullandırıp duruyorsunuz. Yazık size, hayır yani bana da yazık. Oysaki güne ne güzel başlamıştık. Sarışın kadınlara olan zaafımı ağzımdan kaçırdığımda karşımda şebek gibi sırıtıyordunuz. Bu arada saçlarınız boya mı? Çok güzel gülümsüyorsunuz. Biliyor musunuz, ben gençken, ta lisedeyken, uyduruk bir botanik park gezisine çıktığımız otuzbeş kişilik beyaz Peugeot minibüste, sarışın bir kız da benim için aynı cümleyi sarfetmişti. Ancak ben o sıralarda İstanbul'da olan ve çatır çatır beni aldatmakla meşgul sarışın sevgilimin aptal aşık kontenjanını doldurduğum için, hayatımda ilk defa güzel ve sarışın bir kızdan aldığım bu iltifatı, gayet lavukça sırıtarak ve "hede hödö" şeklinde kekeleyerek es geçiyordum. Sonra o güzelim kız yanımdan hayal kırıklığıyla kalkarken yaptığım bu mendebur ve tümüyle gerizekalı hareket, hayatıma yön veren hatalarımın durduğu kara tahtaya, gayet at sikindeki kelebek edasıyla yazılmış pembe bir tebeşir kiri şeklinde yerleşiyordu. Ve ben tam bir gariban gibi elimdeki Victor Hugo'ya geri dönüyordum. Üzerinden tam yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün evlendiği adamla paldır küldür sevişen o sarışın kız (gördüğünüz üzere) içimde hokka gibi bir uktedir. Çünkü sarışın kadınların beni benden alması o olaydan iki yıl önce, ben daha tazeyken Howard Hughes'un lafıyla tanışmamla başlamıştı. "Centilmenler sarışın sever." O sıralarda esefle kınadığım "sarışınlar boktur" şarkısı ise, İstanbul'a kaçtığı ara bana iki güzel sedef boynuz takan sarışın sevgilimin yediği haltı öğrenmemle hayat felsefem haline geliyordu. Lütfen pis pis sırıtmayın, bu işin aslını size uzun uzun anlatamam, şirinlikleriniz nafile. Size daha en başından aslına bakarsanız aslını hiç sormamalısınız demiştim, o yüzden bu tavrınıza bir son vermezseniz o güzel gülücüğü, temiz bir tokatla suratınızın orta yerinden okkalı bir şekilde sileceğim. Zaman geçse de etrafımdaki sarışın güzeller azalmadı ve sonuç olarak hep esmerleri bastırdılar. Çünkü kumrallar bana göre değil ve böyle gülümsemeye devam ederseniz belki ilerde size neden "çünkü" lafından nefret ettiğimi de anlatabilirim. Sonuç itibariyle centilmenler sarışın sever ve sarışınlara bok denilmesinden nefret ederler ve onları yeterince kızdırabilirseniz, size "aptal sarışın" kalıbını yutturacak kadar gerizekalı esmerler ve embesil kumrallar bulacaklardır. İyi günler, saygılar."
Bir anlık hışımla yerinden kalktı, Monroe tablosuna takılı kalan sulu gözleriyle uyuyakaldı yazamayan yazar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder