7 Mart 2012 Çarşamba

Bu Ben Olamam Herhalde - 5

"*
Şimdi kalkıp, güzel bir çay demlemek varken; ben yine acı bir sigara sarıp, kağıtların başına oturuyorum. Hayır, bir şey yazabildiğimden de değil. Tümüyle zorunluluk. Kendime benim yerime para kazanacak birilerini bulmalıyım. Ne yazık ki yaşım otuzbeşe erdiğinden, evlatlık da olamıyorum. Öyleyse bu seçenek de tükenmiş görünüyor. Anlayacağınız el mahkum, göt gardiyan. Kusura bakmayın ben aslında küfreden biri değilim annesini keseyim. Bilakis çevremde oldukça kibar biri olarak bilinirim. Şu an içinde bulunduğum üç metrekarelik alanda kibar biri olarak biliniyorum yani. Yoksa çevrem diyebileceğim bir cemiyete sahip değilim. Peşinden koştuğum kadınlar bu hayatta çevremden geçmekle mükellefler; henüz beni çevreleme zahmetine katlanamadılar. Öyle bir şey olursa size haber veririm diyemeyeceğim tabii. Size gelmediğim gün seviştiğim gündür gülüm. Bakın siz bana sırıtıp dururken ben ne güzel saçmalıyorum. Çünkü kafamı kaplamaktan, beni meşgul etmekten bıkmıyorsunuz ve ben her seferinde size açıklama yapmak için hiç sevmediğim şu "çünkü" bokunu kullanmak, dilime yapıştırmak zorunda kalıyorum. O kadar da iğrenç bir tadı var ki anlatamam. Halbuki anlatmamı beklerdiniz değil mi? Yazan, bir yazar olarak böyle şeyleri becerebilmem lazım tabii. Yani en azından... Okunan bir yazar olmak isterdim elbette, bu benim suçum değil. Ama yazan bir yazar olmayı seçtikten sonra okunan bir yazar olamıyorsunuz. Hem yazan hem de okunan bir yazar olmak işleri ise tercihlerle falan olmuyor maalesef, doğuştan geliyor. Ben bunları anlatırken size hiç soru sormadığımı farkettim; ama yalnızca hayalden ibaret olduğunuz için bunu bozacak hareketler yapmak istemiyorum. Hayatıma giren herkesi kaybetmeme neden olan kaybetme korkusu burada da devreye giriyor ve kısır döngüm, lanet paradoksum başlıyor. Sizi kaybetmekten korkarken kaybedeceğimi biliyorum. İşte bu yüzden böyle şeylere girişmiyorum, sesinizi duymak istemiyorum ve size yanaşmıyorum. Sesinizin, düşüncelerinizin, hayatımda kapladığınız alanın, güzelliğiniz ve gülüşünüz kadar mükemmel olduğunu düşünmek bana yetiyor. Bunların hepsini nereden mi biliyorum? Çünkü siz bana aitsiniz. Siz benim kafamsınız, rüyamsınız. Öyle kalmanız yeter. Fazlasını bulduğunuz yerde küstahlaşacağınızı biliyorum. Daha ileri gitmiyorum. Beni kaybetmek istemiyorsanız güldüğünüz gibi kalın. Ya da biraz sonra buruşturup atacağım bu kağıt gibi hiçbir farkınızın olmadığını farkedeceğiniz sürünün arasına geri dönün, seçim sizin. Şimdi son bir sigara daha yakıp yatıyorum ve sizi gözlerinizden öpüyorum.
Elbette hayır, böyle bir şey yapmayacağıma dair onca açıklama yapmama rağmen siz... Siz... O kadar salaksınız ki..."

Bir anlık hışımla yerinden kalktı, buruşturduğu kağıt yumruğunun içinde uyuyakaldı yazamayan yazar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder