Şimdi ne desem bilemedim. Artık lafa can alıcı noktasından dalacak kadar keskin biri değilim. Öyle değil midir zaten? Çocukken her şeyi yapacak bir potansiyelimiz vardır.
Çocukluktan beri koruyabildiğim en önemli şey şarkılarla olan bağım sanırım. Önceleri şarkıları insanlarla bir tutardım, genel anlamda. Şarkılardan arkadaşlarım vardı mesela. Hala var tabii ki. Ama her şey "walkman"le başladı. Arada radyoyla da güzel anılarımız olurdu, ama küçük bir çocukken "walkman" ve "kulaklık"la ilk tanıştığınız anı bir düşünün! Elbette ki aynı hisleri, tam anlamıyla, bu eşek kadar halinizle tahayyül etmek çok zor olacaktır. Hatta olmayacaktır bile diyebilirim. Allahım! Nasıl bir şey bu ya! Gözlerini kapatıyorsun ve şarkılar elinden tutuyor. Başka çıt yok! Karanlık! Yalnızca sen, müzik ve hayallerinde her kim varsa, ne varsa o...
O zamanlar "ben yağmurda doğdum" veya "yerine sevemem" diyen adamlar vardı. Belki benim kavradığım anlamlar onlarınkinden farklıydı ama olsundu. Şarkıların maksadı da bu değil mi esasen? Onlardan değişmesini beklemeden, şarkılarda hiçbir değişiklik yapmadan kendi anladığın gibi sevebilirsin şarkıları. Halbuki insanlar öyle sevilmiyor. Benim açımdan değil, genel olarak. Kimse kimseyi anladığı gibi sevmiyor yani. Ha ben nasıl severim, o apayrı bir konu. Derdim o değil.
Küçükken ne izlesem müzikleri aklımda kalırdı mesela. Elbette bunların yapımla çok büyük alakası var. Evet çift manada, hem benim yapımla, hem de izlediğim yapımla. Ama biraz pay bırakmak lazım; bu yapımların temasal müzikleri, şarkıları sizinle izlediğiniz şeyler arasında o kadar büyük köprüler kurdular ki ne onları ne de o an hissettiklerinizi unutamadınız. İşte öyle bir şey, aynen.
Benim için müzik efsane bir konumda bu hayatta. Müzik zevki yüzünden bir insanı sevmeyecek kadar ileri gitmiyorum tabii ki; ama tersi kuvvetli bir şekilde mevcut. Müzik zevki yüzünden sarıp sarmaladığım insanlar var.
Bence şarkılardan güzel manalar çıkaran insanlar kötü olamazlar. Cidden böyle saf (salak manasında da algılayabilirsiniz, izin veriyorum) bir düşüncem var. Cidden buna inandığımdan söylüyorum yani, lafta değil. Oradan bir kadın çıkıp, "be my runaway love" diyor, öbürü "lies set me free" diye bağırıyor. Elliott Smith her zamanki umarsızlığının altındaki darbe yemişliğiyle "...drive them away, the images stuck in your head, the people you've been before that you don't want around anymore" dediğinde, "bu adam beni anlatıyor" diyebiliyorsun ve o adamın intihar ettiğini hatırlayınca üzülüp, buruluyorsun, sonunda da kendini biraz olsun "out of time" hissediyorsun.
Ve bir insandan asla alamayacağınız belki de yegane şey, müziktir. Müzik kafamızda, kurduğumuz dünyalarla birlikte kafamızın ta gerilerinde, bilinçaltımızın mezarlığında saklıdır. Her zaman duymamıza gerek yoktur. Duymasak da işitebildiğimiz bir olgudur, ki bu beni pek çok yerde, çoğu şeyden fazla ayakta tuttu.
Çünkü bir şarkıda "Cause baby, I'll be what I wanna be. Crazy as it maybe, I'll die when I wanna..." denmişti bile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder