Yok ya. Beceremediğim çok fazla şey var ve bazen bunu kabullendiğim halde söylemeyi reddediyorum. Bu çoğunlukla rahatlıkla yaptığım bir şey olsa bile cidden bazen hiç içimden gelmiyor. Herhangi bir sorun olduğundan değil, yalnızca canım istemiyor kimi zaman. Sanırım şımarıklıktan. Öyle bir imajım vardı mesela çocukken. Ben hep ağırbaşlı, efendi anılan çocuklardan oldum. Bu imajımı kaybetmemek benim için çok önemliydi. Çünkü gerçekte ne anasının gözü olduğunu belli eden çocukların halini görüyordum. Hiç takdir edilmedikten sonra neden sürekli haylazlık edip duracaktım ki? Her çocuk haylazdı zaten. Ama bunu göze parmak şeklinde apaçık sergilemenin içinde herhangi bir zeka kırıntısı göremiyordum ben. Hadi bunu geçtim, biraz da saftım. Bunun da artısı büyüktür.
Kuşağımın hemen hemen her çocuğunda olduğu gibi peluş bir köpeğim vardı. Ayaklarından biri her ne olduysa, yamuk duruyordu. Uyuz oldum, ama öyle böyle bir uyuzluk değil; beş yaşında bir çocuğun ifrit olma sınırındaydım yani. Anneannemlerdeydik. Bizimkilere belli etmeden arka odaya pustum. Çekmecenin birinden bir şiş buldum ve köpeğin yamuk bacağına sapladım. Bacağın delinmesiyle peluşun içindeki pamukların pörtlemesi bir oldu. O anda panikledim. Niye o kadar heyecanlandım veya peluşu delince başka ne olmasını bekliyordum gerçekten şu an kavrayamıyorum ve bilmiyorum. Ama gerçek manada ilk panik atağımı belki de o zaman yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü ben köpeğin bacağıyla cebelleşirken annemin odaya girmesiyle ağlamaya başladım. Annem de kahkaha atmaya başladı. Sonrasında köpeğin bacağına dikti, bu da anneme seneler sonra bile konuşulacak bir eğlence olarak kaldı.
Uğraştığım onca şey olmasına rağmen, bazen canımın hiçbir şey yapmak istemeyişinden nefret ediyorum. Çok fazla insana uyuz oluyorum ve çok fazla insanı çok seviyorum. Böyle bir huyum var. Benim için ortalama insan yoktur. Bir insan ya sevilir ya o insana sövülür. "Tanısan seversin bence" yaklaşımı, her seferinde boka saran ve sürekli köşede bir "ben demiştim" anı kollayan bir yaklaşımdır. Başından beri sevilmeyen bir adamdan herhangi bir şey kaybedilemez. Zaten onsuz süregelen bir hayatın var. Hayatına dahil olmadıkça herhangi bir katalizör rolü üstlenmiyor. Ama sevdiğin insanlar üzerindeki yanılgı payına herhangi bir merhem bulunabilmiş değil şu ana dek. Göt olmayı öğrenmeden hayata devam edilmiyor.
Nietzsche iki çeşit insandan söz eder. Bunlardan biri üst insandır. (übermensch) Bu insanı, gördüğü gerçekliği değiştirebilen ve insanlık üzerinde yücelen insan olarak tanımlar. Adolf Hitler gibi, Walt Disney gibi... Geriye kalansa çoğunluktan ibaret olan sürüdür. Yani toplumun harcanabilir kısmı, bizler. Bizler trenlerin önüne atlarız, kredi kartı borcumuz yüzünden kendimizi asar, zehirlenir veya cinnet geçiren kocamız tarafından esir alınıp, otobüste insanları taciz ederiz. Aramızdan üstün insan olmaya çok yaklaşmış ama başaramamış bireyler çıkar. Küçükken bu potansiyelimiz sınırsızdır. Hayatımız tam bir ihtimaller denizidir. Ama sürü olarak, her birimizin, bu potansiyelinin tükendiği ve hayatımızdaki "ne olacağım" sorularının gidip "ne oldum" sorularının geldiği bir an vardır. Bu ana ulaştığınızda göt olmayı öğrenmemişseniz hayatta kalamazsınız. En azından kendiniz olarak...
Ancak başka bir yol daha mevcut. Bütün bunları reddedip, Nietzsche'ye hareket çekip, yaşamaktan başka bir alternatifinizin olmadığını kabullenirsiniz ve hayatınızı kendiniz için güzel yaşamaya çalışıp, üstün insan saçmalığını hiçbir şekilde algı çerçevenize almazsınız. Şahsen yalnızca istediklerimi yapmak için uğraşırken, etrafımdaki olanak ve insanlarla mutluysam kaç yaşında veya nasıl öldüğüm zerre sikimde değil.
Öyleyse Nietzsche de, üstün insan da, sürü de yerin dibine batsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder