"
Bugün dingin, ama sinirli bir vakitteyim. Hani bir otel odasında, daktiloyla baş başa... Elimde beyaz bir kağıt, selefleri yerde buruş buruş duruyorlar. Kemiklerimden taşaklarıma kadar klişe sıçıyorum yani. Ama bana mutluluğu sormayın. Bu hayatta mutlu ya da mutsuz yok. Hele iyi ya da kötü asla yok. Çünkü ben kendimi ve bugüne kadar başıma gelip de bugünkü şartları oluşturan her şeyi çoktan kabullendim. Tıpkı şu cümledeki götü boklu "çünkü" kadar... Benim gücüm tümüyle kendime, sizinle herhangi bir ilişkisi yok. Ben o ilişkiyi keseli seneler oluyor. Hayatımdan çıkan insanlar beni adam etti. Biliyorum ki izin versem bana kendimi siktirirsiniz. Üzgünüm, bunun şu anda mümkünatı yok. Kendimi kabul ettim. Yok saydığım hiçbir halt yok bu hayatta. Kendime izin verdiğim şeyler var. Yediğim her haltın bir özrü var kendi içimde, siz sikimde bile değilsiniz. Sizinle hayatta kalabilmem için öncelikle kendimle hayatta kalmayı öğrenmeliyim. Bir şeyi adım gibi biliyorum, daha fazla batamam. Dip diye bir şey yok bu hayatta. Daha fazla batamam ve sizi affedemem. Ama sizinle yüzleşmekten başka çarem de yok. Sizi rahatlatmalıyım, sizi yıkmalıyım, sizi kendi içimde yok etmeliyim. Akciğerlerime sancılar girmeden, vicdanıma kramplar girmeden nefes almamın tek yolu bu. Bu güne kadar acılarımı kendi içimde büyüttüm ve buna katlanabilmek için ve her türlü ibneliği kaldırabilme eşiğimi yükseltebilmek için çok uzun yollar katettim. Artık sadece inanılan şeyler var bu hayatta. Bana göre ise ben varım yalnızca. O yüzden sizinle hayatta kalabilmek için hatalarımı size karşı kullanıyorum. Bunun sizdeki karşılığı tecrübe. Size göre sizi her gördüğümde sarı saçlarınızı ve "masum" gülüşünüzü tecrübe ediyorum. Ancak reelde bu tümüyle benim hatalarımın bana öğrettiği bir şey. Siz bana bu kadar masum gülebiliyorsanız, bu masumiyetten öte bir puştluk çıkmıyorsa gülüşünüzden, benim hatalarım sayesindedir. Bunu adım gibi bilmesem, sizinle yaşayamam. O yüzden artık kendime karşı utanmazın biriyim. Aranızda bir ismim yok ve bu hiç önemli değil. Bu benim hayatta kalma içgüdüm. Siz buna uzun zaman önce "azimle sıçan taşı bile deler." demiştiniz. Ben de bunu uyguluyorum. Kendi içimde hiç kimse olmazsam, aranızda yaşayamam. Aksi halde "yaşamak istemem artık aranızda". Çünkü benim ruhum uzun zaman önce kendi başıma yediğim boklarla vaftiz edildi. O yüzden adını andığım her çünkü için sizi suçlama özgürlüğüne sahibim. Bunu kendime hak görüyorum. Bu sarı güzellik size doğuştan gelen bir haksa, kendi yaşam şartlarımı oluşturma yeteneği de benim tanrı vergim. Biz bu ayrılığı uzun zaman önce, siz pusulayı kişisel hayatlarınıza karıştırdığınızda ve kendi sağduyunuzu kaybettiğinizde yaşadık. Siz o zamanlar gerizekalılığı içinize sindirirken ben o kelimeyi şu kağıda yazmakta bile zorlanıyordum. Ben hiçbirinize gerizekalı demedim oysaki. Enteresan adamlarsınız, hepiniz. Bu yüzden sizi seviyorum. Ama sizin gibi olursam yaşayamam. Anladınız mı beni? Sizin endamınızı yerim, şimdi siktirin gidin buradan. Akşama gelirken de ekmek almayı unutmayın. Dolapta iki lokma dolma bıraktım, gece acıkırsam ısıtırsınız. Gözlerinizden öpüyor, Allah'tan rahmet diliyorum."
Kağıdı daktilosundan çıkarıp buruşturdu ve yerdeki beyaz denize azad etti yazamayan yazar...

(:
YanıtlaSil